Hemen barajsız seçim

Türkiye’de son demokratik seçimler, 2002 yılında yapıldı. Ancak sonuçları demokratik olarak değerlendirilmedi. Mevcut çarpık seçim değerlendirme düzenine göre bile bir partinin daha meclise girmesi kanuni gereklilikti. Hülasa küçük bir azınlık partisine demokrasi dışı bir uygulamayla neredeyse mutlak yasama ve yürütme yetkisi tanındı. Bu parti, bununla da yetinmedi, çekinmeden anayasa ve yasalara aykırı uygulamalar yapabildi. Cumhurbaşkanı ve yargı bir ölçüde denetlese bile söz konusu parti dokunulmazlıklarını, gayri-nizami güç oyunu yöntemlerini ve adeta Türkiye’yi geriletmek ister gibi davranan AB ve ABD’nin tam desteğini kullanarak ısrarcı davrandı.

“Hemen barajsız seçim” yazısını okumaya devam et

Uslanmayanın hakkı

Cumhuriyet mitingleri nushdu. Nushdan altı yıl sonra Haziranda millet hükümete protesto çekti. Sonraki evre için bir altı yıl beklenmeyeceği görülüyor. Tekdir edilenin bu tekdirle uslanması için -millet hakkını yemez uslanmayanın- pek de zamanının kalmadığını anladığımda, ağır edebi bir stilde üç yıl önce yazmış olduğum bir yazıyı hatırladım. Olduğu gibi aktarıyorum:

“Uslanmayanın hakkı” yazısını okumaya devam et

Gezi Parkı’nın ötesinde

Parlemento, yalnızca AK Parti politikalarına göre yasama ve denetleme yapıyor. Hükümet, ödünsüz AK Parti politikasını yürütüyor. Başta Cumhurbaşkanı ve Anayasa Mahkemesi Başkanı olmak üzere tarafsız olması gereken başkanların tümü, AK Parti politikasını icra ediyor. Tarafsız olması gereken kolluk güçleri ve mahkemeler ne olursa olsun AK Parti’nin taleplerine uygun hareket ediyor. Türkiye’nin içişlerine karışmakta beis görmeyen ecnebilerin tümü AK Parti’yle uyumlu biçimde faaldir. Medya, “aşırı” ya da “marjinal” diye nitelendirilen ve sürekli her türlü baskı ve engellemeye maruz kalan birkaç tanesi dışında kesintisiz AK Parti propagandasını yapıyor.

“Gezi Parkı’nın ötesinde” yazısını okumaya devam et

Sermayeciliğin bahar, standart ve kabusları

Sermaye dinamiğinin temel denklemine bakarak toplam sermayenin ve buna bağlı olarak dünya ekonomisinin gelişiminden birbirini izle­yen ve yinelenen üç dönem saptıyorum; rant dönemi ki buna serma­yeciliğin baharı denebilir, istikrar dönemi ki sermayeciliğin standart olduğu dönemdir ve bunalım dönemi ki buna sermayeciliğin kabusu denebilir.

18. yüzyıldan bu yana, sermayenin liberal, Keynesyen ve neoliberal olmak üzere üç aşamada geliştiğini ortaya koyup bu aşamaların her birinde üç döneme karşılık gelen bahar, standart ve kabusların yaşan­dığını gösteriyorum. Her aşama, önce bir rant döne­miyle başlıyor. Bununla birlikte iktisadi düşünme yeniden biçimleni­yor. Bu yeni ik­tisadi düşünmeye uygun olarak sermayeleşme stan­dartlaşarak sürü­yor. Standartlaşmayı sağlayan iktisadi düşünme ser­maye dinamiğinin te­me­liy­le uyumlu olmadığından bir süre sonra ka­bus başlıyor. Daha ön­ceki dönemlerde oluşmuş olan olanaklar yeni­den değerlendirildi­ğin­de kabus döneminden çıkılıp yeni bir rant dö­nemine giriliyor.

Liberal ve Keynesyen aşamalarda her üç alt evreyi de yaşa­dık. Şim­dilerde neoliberalizmin son evresine, kabusuna doğru hızla yak­la­şı­yo­ruz.

İlk bölümde sermaye dinamiğinin temelini çözümleyip üç dönemi tanımlıyorum. İzleyen bölümlerde sırasıyla liberal, Keynesye­n ve neo­liberal aşamalarda toplam sermayenin ve buna bağlı olarak ik­ti­sa­di düşünmenin gelişimini irdeliyorum. “Sermayeciliğin bahar, standart ve kabusları” yazısını okumaya devam et