Serbestiyetten güdümlü değil çekiştirilen ekonomiye

Koyun sürüleri, başlarında bir çoban ve bir çoban köpeği olmak üzere otlağa salınır. Çoban vakit geçirmek için kaval çalar. Çok değil on yıl evveline kadar, Anadolu’da yolculuk yapan herkes tanık olmuştur bu duruma. Kovboy, sözcüğü sözcüğüne çevirirsek inek-oğlan demek. Kovboylar, hiç rastlamamış olsak da Amerikan filmlerinden gördüğümüz kadarıyla, atıyla, tabancası tüfeğiyle kemendiyle bir abası, yoldan bulunmuş asası ve varsa bir de kamıştan oyulmuş kavalı olan çobandan tamamen farklıdır. İneklerin güdülmesi daha patırtılı kütürtülü, daha bir vurdulu kırdılıdır göründüğü kadarıyla.

“Serbestiyetten güdümlü değil çekiştirilen ekonomiye” yazısını okumaya devam et

Yepyeni Çağ ya da sömürülmek için zenginleştirilen uranyum bireyleri sınıf savaşımının tarafı mıdır

6 yıl önce bu yazıyı yazdığımda, sanki ilgili ilgisiz sözcükleri yan yana koyup laf ebeliği yapmışmışım, en iyimser yaklaşımla yaşadıklarımızla ilgisi olmayan soyut felsefi düşünceler üretmişmişim gibi karşılandığını anımsıyorum. Bugün bile hala bitmemiş olan AB’ye giriş sürecinin en civcivli olduğu, çok ama çok yakında mutlu sona  ulaşacakmış gibi görüldüğü, Avrupa’nın Roma İmparatorluğu gibi bu sefer yalnızca Akdeniz’i değil Dünya’nın tümünü denetimi altına alacak bir merkez olacağı serabına kolaylıkla kapılınan o dönemde bu yazı, Türkiye’de konumunu yitiren elitin isterik ruh halinin yansıması olarak da görülmüş olabilir. 

Anlaşılırlık ve düzgün yazım bakımından ufak tefek düzeltiler yaptım. Yazının kurgusu yeniden biçimlendirilebilirdi; örneğin yazı, ortalarında sonuna geliyor, ancak hepsi okunmadan o son havada kalıyor. Yine de, ‘Bir daha okuyalım, ne demek istemişim’  diye 6 yıl sonra değişiklik yapmadan yeniden yayınlıyorum:

“Yepyeni Çağ ya da sömürülmek için zenginleştirilen uranyum bireyleri sınıf savaşımının tarafı mıdır” yazısını okumaya devam et

Avrupa Birliği ve Türkiye’de dinsellik

Avrupa Birliği’ndeki baskın dinsel zihniyet ve pratikler, Türkiye’dekilerden ağırlıklı olarak geridir. Bu gerilik, neredeyse zamanın ta en başından beri şimdi Avrupa Birliği’nde yaşayanların başına çok dertler açtı. Sorunlar salt Avrupa’da kalmadı. Dünyanın ulaşabildikleri her yerine sorunlarını da beraberlerinde götürdüler. Nihayetinde dinsel zihniyet bakımından olan bu gerilik ancak imanın zayıflamasıyla aşıldı. Türkiye bakımından şimdi karşı karşıya olduğumuz soruyu şöyle ifade edebilirim: Avrupai standartlara uygun olması bakımından dinselliklerde yaşadığımız gerilemenin kalıcı olduğu veri alınabilir mi; kalıcı olamayacaksa dinsellikler konusunda düzelmelere bağlı olarak değer düzeninde gelişecek değişiklikler, diğer bakımlardan şu ya da bu derecede eskiye dönüşe ya da gerilemeye yol açacak mı?

“Avrupa Birliği ve Türkiye’de dinsellik” yazısını okumaya devam et

Dikine büyüyen kentte gelecek üniversite

Üniversitelerin nasıl olması gerektiği konusuna geriye bakışlı değil ileriye bakışlı yanıt aranmalıdır. Bu yazıda böyle bir perspektifle önce genel olarak üniversitelere, sonra içinde yaşadığımız dünyanın neye dönüştüğüne bakacağım; bunları izleyen iki bölümde dikey büyüyen kentlerde gelecek üniversitenin yerini irdeleyip Türkiye’de üniversitenin gelişimiyle ilgili bazı eleştirileri dile getireceğim..

“Dikine büyüyen kentte gelecek üniversite” yazısını okumaya devam et