Antik ve modern burjuvazi?

Devletin Türkiye’de örneğin 1970’lerde topluma ya da şimdilerde örneğin uluslararası finansal ilişkilere müdahalesi, Türkiye’de modern anlamda burjuvazinin henüz gelişmediğinin kanıtıdır. Diğer bir deyişle toplumsal yardım gerektiği ama bulunamadığı zaman “nerede bu devlet?” feryadı duyulur, ülkemizde; samimi olarak işte bu feryadın duyulması, moderniteye geçilememiş olmasının, antik koşulun hüküm sürdüğünün doğrudan delilidir. Bu yazı, bu konudaki yazı serisinin bir yazısıdır.

1961 Anayasası, modern burjuva toplumunun varlığını önvarsaydı, ama modernite öncesi, antik koşulda benimsendi. Sınıfsal dinamiklerin dengelenmesiyle oluşan modern toplumsal dayanağı yoktu. 1981 Anayasası, antikitede ısrarcı olan, ama moderniteyi arzulayan bir aklı ima eder.

Kentsel toplum, daha ilk kentlerden bu yana, 5 bin yılı aşkın bir süredir var. Eskiden, antikitede kentsel toplumda artıüstü -seküler olsun dinsel olsun- otorite tarafından, yani devlet tarafından toplanıp paylaşılırdı. Artıüstünün oluşumunda, toplanmasında ve bölüşülmesinde devletin belirleyici olması koşuluna “antik koşul” diyorum. Kentlilik elbette antik koşulda da vardı ve antik koşulda kentlilerin, burjuvazinin varlık koşulu devleti yüceltip hizmet etmekti.

Kökleri 16. yüzyıla uzansa da iki yüz yıldır varlığını belirgin biçimde hissettiren modern koşulda burjuvazi, çalışan sınıfla gerçekleştirdiği burjuva devrimiyle devlet karşısında bağımsızlaştı. Artık burjuvazinin artıüstünden payını soğurduğu talep devletin ya da daha somut olarak hükümdarın meşhur talebi değil, sıradan insanın anonim talebidir. Antik burjuvazinin muhattabı devletken modern burjuvazinin muhattabı anonim bireydir.

“1961 Anayasası’nın felsefesinin temelinde, devleti kutsal sayan 1981 Anayasası’ndan farklı olarak insan ve bireyi yüce bir değer olarak görmek yatar.” (Koca, 2020, s. 87) Buna göre 1981 Anayasası’nı hazırlayanlar, Türkiye’de antik koşulun hüküm sürdüğünü, henüz modern anlamda bujuva devriminin gerçekleşmediğini zimnen benimsemişken, 1961 Anayasası’nı hazırlayanlar, kendilerini modern anlamda burjuva devrimini gerçekleştirenler arasında görüp sınıf mücadelesiyle değil, devlet kadroları içindeki fikir mücadelesiyle gerçekleştirilen “devrim”in modern anlamda burjuva devrimi olduğunu zımnen benimsediler.

Fikir mücadelesiyle gelen fikir mücadelesiyle gider. 1961 Anayasası’nın benimsenmesinden on yıl sonra Prof. Dr. Zeyyat Hatiboğlu, o zamandan sonra baskın gelecek fikri dile getirdi:

“Sosyal düzenimizin, ekonomi ve devlet düzenimizin her safhasında teşkilatlanarak ‘baskı grubu’ teşkil etmek ve toplumu bu teşkilatlanmış grupların kıskacı altına almak suretiyle şimdi buludunduğumuz fertlerin ekonomik özgürlüğüne dayanan rejimde kalkınmanın mümkün olmayacağını bilmek gerekir… işçiler, devlet memurları, öğretmenler, öğrenciler, hatta kapıcılar teşkilatlanmıştır. Bu teşkilatlanma böyle devam ettiği taktirde bu rejim yürümez (Milliyet, 21 Mart 1971: 2,7)” (aktaran: Atılgan, 2020, s. 79)

“Bireylerin ekonomik özgürlüğüne dayanan düzen” 1961 Anayasası’nın ima ettiği, modern burjuva koşulun hüküm sürmesi durumuna karşılık gelir. Modern burjuva toplumunda örgütlenme, baskı grupları oluşturma olmadan kalkınma mümkün değildir, halbuki antik bilgelik bunun tam tersinden emindir. Sözde modern burjuva toplumu derken fiilen antik burjuva toplumu kastedilir. Bu kafa karışıklığında antik kalıntı kendini yeni modern varlık olarak hissedip sunabiliyor. Bu salt antik zihnin sorunu da değil, hüküm süren antik koşul dediğim koşulu eleştiren yazar da, benzer bir yanılgıya düşebiliyor:

“Kendileri için yetki tanımlaması yapılmış coğrafyalarda neredeyse sınırsız yetkilere sahip komutanlar, işçilerin hakları, sosyal koşulları, işverenlerin kârları, bilançoları gibi şeylere bakmıyor, herhangi bir anlaşmazlığın anayasal haklar aracılığıyla çözülmesine müsaade etmiyor, parmak sallıyor, düdük çalıyor, uzlaşmaz sınıf çıkarlarının uslu uslu uzlaştırılmasını istiyor ve böylece kapitalist mekanizmaların durmaksızın dönmesine yol vermiş oluyorlardı.” (Atılgan, 2020, 77)

“Böylece durmaksızın dönen mekanizmalar” “kapitalist” olamaz. Resmen ilk kentlerden beri bulunan, 5000 yılda olgunlaşan, son iki yüz yıl içinde yerini aşama aşama modern burjuvaziye bırakan, antik burjuvazi kalıntılarının işi söz konusudur. İşleyiş sermayeci bir işleyiş değildir, sermayecilik öncesi işleyiştir; ama antik burjuvazi, biçim ve görüntüde modern izlenimi vermek üzere modern sermayeci burjuvaziyi taklit eder. Süreçler fiilen modern sermayeci burjuva toplumunun süreçleri olmadıkları için, sonuçlar da sermayeci piyasa ekonomisinden beklenen sonuçlar olmaz.

Referans
Alpat, İnönü (2008). Türkiye Solu Sözlüğü. Ankara: Dipnot Yayınları.

Atılgan, Gökhan (2020). 12 Mart: Kapanan ve Açılan Yollar. Mete Kaan Kaynar (haz.) içinde, Türkiye’nin 1970’li Yılları (s. 55-86). İstanbul: İletişim Yayınları.

Bostancı, Adnan (söyleşi) (2011). Bitmeyen Yolculuk, Oğuzhan Müftüoğlu Kitabı, İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Çelik, Aziz (ed.) (2020). Emeğe Karşı Sermaye Darbesi: 12 Eylül İşçi Haklarını Nasıl Yok Etti. İstanbul: DİSKAR.

Ecevit, Bülent (1973). Ortanın Solu. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. Beşinci Baskı.

Kıcılcımlı, Hikmet (1968). Üretim Nedir. Türk Solu Dergisi, muhtelif sayılar.

Koca, Selçuk (2020). Hürriyetten Otoriteye: 12 Mart Dönemi Anayasa Değişiklikleri. Mete Kaan Kaynar (haz.) içinde, Türkiye’nin 1970’li Yılları (s. 87-98). İstanbul: İletişim Yayınları.

Marx, Karl (1882). “Die sog. ursprüngliche Akkumulation”. Karl Marx Friedrich Engels Gesamtausgabe, zweite Abteilung “Das Kapital” und Vorarbeiten, Band 8 içinde (s. 667-713).

Pekdemir, Melih (2007). Devrimci Yol. Murat Gültekingil içinde, Modern Türkiye’de Siyasal Düşünce (Cilt 8, s.743-778). İstanbul: İletişim Yayınları.

Ostrogorsky, Georg (1963). Geschichte des Byzantinischen Staates. München: C.H. Beck’sche Verlagsbuchhandlung. Dritte, durchgearbeitete Auflage.

TKP, Parti Tarihi, Cilt 1, Türkiye Komünist Partisi’nin Kuruluş Dinamikleri, İstanbul: Yazılama Yayınevi, 2021.

Yıldırım, Yavuz (2020). Fatsa Deneyimi ve “Yeni Siyaset” Arayışı. Mete Kaan Kaynar (haz.) içinde, Türkiye’nin 1970’li Yılları (s. 177-186). İstanbul: İletişim Yayınları.

Bir cevap yazın