Doktor

Devletin Türkiye’de örneğin 1970’lerde topluma ya da şimdilerde örneğin uluslararası finansal ilişkilere müdahalesi, Türkiye’de modern anlamda burjuvazinin henüz gelişmediğinin kanıtıdır. Diğer bir deyişle toplumsal yardım gerektiği ama bulunamadığı zaman “nerede bu devlet?” feryadı duyulur, ülkemizde; samimi olarak işte bu feryadın duyulması, moderniteye geçilememiş olmasının, antik koşulun hüküm sürdüğünün doğrudan delilidir. Bu yazı, bu konudaki yazı serisinin bir yazısıdır.

Kıvılcımlı, Avrupa Merkezci Tarih Anlayışından ödün vermeden Avrupa Merkezci düşünmeyi aşmaya çalışır. Doğası gereği çelişik olan bu çok verimli çalışma, kendisini eleştirel düşünmeye konu edecek akademik ortamın yokluğunda yeterince de değil, hemen hemen hiç değerlendirilememiştir.

“Doktor” yazısını okumaya devam et

Sınıf mücadelesi ile tarih

Devletin Türkiye’de örneğin 1970’lerde topluma ya da şimdilerde örneğin uluslararası finansal ilişkilere müdahalesi, Türkiye’de modern anlamda burjuvazinin henüz gelişmediğinin kanıtıdır. Diğer bir deyişle toplumsal yardım gerektiği ama bulunamadığı zaman “nerede bu devlet?” feryadı duyulur, ülkemizde; samimi olarak işte bu feryadın duyulması, moderniteye geçilememiş olmasının, antik koşulun hüküm sürdüğünün doğrudan delilidir. Bu yazı, bu konudaki yazı serisinin bir yazısıdır.

Sınıf, o sınıftaki bireylerin toplamı değildir, diğer sınıftaki insanların davranışı farklı olduğunda kendisi de farklı olur. Aynı sınıf, doğal ve insani (genetik, psikolojik) koşullar aynı bile olsa farklı tarihle oluşan farklı toplumsal koşullarda farklı olur.

“Sınıf mücadelesi ile tarih” yazısını okumaya devam et

Ordu’dan Yol’cu

Devletin Türkiye’de örneğin 1970’lerde topluma ya da şimdilerde örneğin uluslararası finansal ilişkilere müdahalesi, Türkiye’de modern anlamda burjuvazinin henüz gelişmediğinin kanıtıdır. Diğer bir deyişle toplumsal yardım gerektiği ama bulunamadığı zaman “nerede bu devlet?” feryadı duyulur, ülkemizde; samimi olarak işte bu feryadın duyulması, moderniteye geçilememiş olmasının, antik koşulun hüküm sürdüğünün doğrudan delilidir. Bu yazı, bu konudaki yazı serisinin bir yazısıdır.

Sinan Tuncay’ı hatırlarken bir de bakmışım ki

Bir örgüt yenildiğinde ya da başarısız olduğunda, kendisinde bir hata olduğu ya da üyelerinin bir şeyleri yanlış yaptığı düşünülür. Kesin doğru gibi gözüken bu fikri, en azından Türkiye’deki sosyalist örgütler için gözden geçirmek gerekir.

Burjuva devrimini yapamayıp bir türlü modern sermayeci burjuva toplumu olamayan Türkiye’de sosyalist bile olsa her türlü hakiki devrimcilik, burjuva devrimciliğine varır ve hangi tür olursa olsun devrimciliğin başarısız kılınması, burjuva devrimine karşı elde edilmiş başarıdır.

“Ordu’dan Yol’cu” yazısını okumaya devam et

Antik ve modern burjuvazi?

Devletin Türkiye’de örneğin 1970’lerde topluma ya da şimdilerde örneğin uluslararası finansal ilişkilere müdahalesi, Türkiye’de modern anlamda burjuvazinin henüz gelişmediğinin kanıtıdır. Diğer bir deyişle toplumsal yardım gerektiği ama bulunamadığı zaman “nerede bu devlet?” feryadı duyulur, ülkemizde; samimi olarak işte bu feryadın duyulması, moderniteye geçilememiş olmasının, antik koşulun hüküm sürdüğünün doğrudan delilidir. Bu yazı, bu konudaki yazı serisinin bir yazısıdır.

1961 Anayasası, modern burjuva toplumunun varlığını önvarsaydı, ama modernite öncesi, antik koşulda benimsendi. Sınıfsal dinamiklerin dengelenmesiyle oluşan modern toplumsal dayanağı yoktu. 1981 Anayasası, antikitede ısrarcı olan, ama moderniteyi arzulayan bir aklı ima eder.

“Antik ve modern burjuvazi?” yazısını okumaya devam et

Umutsuz sevinç olarak padişahın ölümü

Azizim, güzel atlar güzel şiirler gibidirler
Öldükten sonra da tersine yarışırlar, vesselam!

Bunları Ece Ayhan, “Zambaklı Padişah”ta yazdıydı. Toplumu kurmaya kalkışan ve gelgeç olması gerekirken kalıcılaşan politikalar, güzel atlar gibidir, güzel şiirlere benzer; hedeflediğinin tersi yöne gider.

Para değerdir, sermayeyse artan değerdir. Sermaye, para biçimine ancak nihayetinde başka bir biçime dönüşmek üzere girer. Bulunmuş paranın sermayeleşeceğinin garantisi yoktur. Sermayeleşemezse artmayı geçtim, -hazıra dağ dayanmaz- çarçur edilip erir gider.

Para aramayı, teşvik vermeyi, asıl çözümü görmezden gelip hülyalı akla çözüm diye gözüken ne varsa hemen heyecanla uygulayıp çöktükçe çökmeyi bırakıp bir bakıla. Nasıl tersine yarışır atlar?

“Umutsuz sevinç olarak padişahın ölümü” yazısını okumaya devam et

Devletin kendine hain varlığı

Kökleri hiç birimizin yaşayıp görmediği çok daha eski dönemlere gidiyor; aşağıda biraz anlatıyorum, ölülerin yaşarken yaptıklarının esiriyiz bir bakıma. Yine de daha yakınlardan başlayayım. 2004’teki hızlandırılmış tren kazası, işaret fişeği gibiydi. İnsanlar teneke bir kutuya dizilmiş, kutu yere doğru hızla fırlatılmıştı sanki. En son Giresun’da insanlar, ailecek arabalarıyla akraba ziyaretine giderken sele kapıldılar. Covid hastası üfürükçü, covid’e karşı insanları korumak için üfledi, hastalığını yaydı. Güvensiz yaşıyoruz ve bunu biz kendi kendimize yapıyoruz.

Dolarla ölçülen milli gelirimiz, son yirmi yılda dünyadaki gelişmelere bakarsak en az şimdikinin iki katı olmalıydı ve altı katına kadar artma potansiyeli bulunuyordu. Nerede? Tam tersine 2007 düzeyine doğru geriliyoruz. Dünyada gelişim durmuyor ama olsun; bir gayret, kısa zamanda 1071’e de döneriz bu gidişle. 1000 yıl öncesinde yaşayan bir ülke olarak BM, tüm memleketi koruma listesine bile alabilir.

Neden diye sorduğumda yanıt, şu ya da bu insanın bilinç, ahlak, beğeni bozukluklarında yatmıyor. Türkiye’de insanların bildiklerinden, istediklerinden, yaptıklarından bağımsız bir toplumsallık olarak, ülkeyi parçalama, milleti ayrıştırıp birbirine düşürme, kendini yıkma işlevini gören, bu anlamda kendine hain bir devlet varlığı gözleniyor. Herkes bu varlığın sürmesini sağlayacak biçimde uygun toplumsal konumlara yerleşiyor; hiç bir konuma uymayan ya da kendine biçilmiş konumda uygunsuz davrananlar, bertaraf oluyorlar.

“Devletin kendine hain varlığı” yazısını okumaya devam et

Özgürlük, düzenleme ve sosyalizm

Sınırlanmadan, engellenmeden, bağımsızca istediğini yapabilmek olan özgürlük, nasıl olur da özgürlüğün kısıtlanması olan düzenlemeyle biraraya gelebilir? İlki toplumcu özgürlük anlayışına göre düzenleme, ikincisi bireyci özgürlük anlayışına göre düzenleme olmak üzere iki yoldan.

“Özgürlük, düzenleme ve sosyalizm” yazısını okumaya devam et